Vergi Suçları ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması
(29.02.2024)
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinde düzenlenmiş olmakla...

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinde düzenlenmiş olmakla birlikte bu düzenleme Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiş (E. 2022/120 K. 2023/107 T. 1.6.2023), ancak anılan kararda iptal kararının bir yıl sonra yürürlüğe girmesi (1.9.2024) Bu iptal kararı üzerine, halen Meclis’te görüşülmekte olan yargı paketi ile HAGB kurumu yeniden düzenlenmektedir.

Anayasa Mahkemesi iptal kararında, HAGB bakımından itiraz kanun yolunun etkili bir kanun yolu olarak görev ifa etmediğini, yargılamanın başında sanığa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediğinin sorulmasının sanık üzerinde baskı oluşturduğunu ve bu baskı altında kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının istinaf kanun yolundan feragat sonucunu taşıyan bir duruma neden olduğunu, ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla birlikte verilen müsadere kararlarının infazına ilişkin bir düzenleme olmadığını belirtmiştir.

HAGB, 19. yüzyılda onarıcı adalet anlayışının bir sonucu olarak, Anglo-Sakson hukuk sisteminde ortaya çıkmıştır. Bu kurum, Ülkemiz ceza adalet sistemine ilk kez 2005 yılında yalnızca suça sürüklenen çocuklar hakkında uygulanmak üzere girmiştir. Ardından 2006 yılında Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan bir değişiklikle birlikte, yetişkinler bakımından da uygulanma imkânına sahip olmuştur. HAGB, esas itibarıyla bünyesinde iki kararı birden barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan ve bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. İkinci karar ise, bu hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen HAGB kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği, varlığı devam ettiği sürece ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuna göre kanuni koşulları sağlayan kişiler hakkındaki mahkûmiyet hükmü, denetim süresi içinde, kendine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmeleri ve kasıtlı yeni bir suç işlememeleri kaydıyla, kişiler hakkında hukuken bir sonuç doğurmaz.

HAGB kararı verilebilmesi için sanık hakkında yapılan yargılama sonunda iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasına hükmedilmesi gerekmektedir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına konu olabilecek hüküm, sadece mahkûmiyet hükmüdür. Dolayısıyla, mahkemece ancak mahkûmiyet hükmü tesis edildiği takdirde, diğer koşulların varlığı halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecektir.

Sanık hakkında HAGB kararı verilebilmesi için aranan diğer koşullar şunlardır.

1. Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış olma

2. Mahkemece sanığın yeniden suç işlemeyeceği konusunda ikna olmuş olması

3. Suç işlenmesiyle mağdur veya hazine nezdinde oluşan zararın giderilmiş olması

HAGB kurumunun diğer usulü kuralları ve itiraz yollarına ilişkin yeni düzenlemedeki ayrıntıları bir kenara bırakarak ben kurumun vergi suçları açısından bir değerlendirmesini yapmak istiyorum.  Bilindiği gibi vergi suçları Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinde beş grup halinde düzenlenmiştir. Bunlardan ilk iki grupta yer alanları, uygulamada en sık karşımıza çıkan hallerdir. Konuyu ben de bu iki grup üzerinden açıklayacağım.

Maddede ilk grupta (1. fıkra a bendi) defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapma, gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açma veya defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydetme, defter, kayıt ve belgeleri tahrif etme, gizleme veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme veya bu belgeleri kullanma fiilleri suç olarak kabul edilmiş ve bu fiilleri işleyenlere on sekiz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunması öngörülmüştür.  Görüldüğü gibi bu fiillere verilecek ceza failin HAGB kurumundan yararlanması için öngörülen üst sınırın altında kalmaktadır.

Maddede ikinci grupta (1. fıkra b bendi) vergi kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan defter, kayıt ve belgeleri yok etme veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyma veya hiç yaprak koymama, belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleme veya bu belgeleri kullanma fiilleri suç olarak kabul edilmiş ve bu suçları işleyenlere üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile verilmesi öngörülmüştür. Burada cezanın alt sınırı HAGB kurumundan yararlanmaya engel gibi görünse de maddede düzenlenen etkin pişmanlıktan yararlanarak cezanın alt sınırının 2 yıla çekilmesi mümkündür.

Yapılan tarhiyat aleyhine vergi mahkemesinde de dava açanlar (dava açmamış olma veya davadan feragat koşulunun Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiştir) bu davayı kazanmaları halinde ödediklerini tecil faizi ile geri almak koşulu ile tarh edilen vergi ile gecikme faizi ve gecikme zammının tamamı ve cezanın yarısını ödeyerek hükmedilecek cezayı -soruşturma veya kovuşturma aşamasına göre- yarı oranında veya üçte bir oranında indirilmesini sağlayabilirler. (Burada ibraz etmeme fiilinin vergi ziyaına yol açan bir fiil olmaması dolayısıyla hazine zararını giderme koşulunun bu fiil yönünden aranmayacağına da dikkati çekelim) HAGB uygulamasının yapıldığı hallerde genellikle iyi hal indiriminin de uygulandığı dikkate alınırsa, cezanın zaten iki yılın altına düşeceği açıktır.

HAGB kurumu, Vergi Usul Kanunu’na muhalefetten yargılananlar için ceza almadan ve hatta sabıka kaydı dahi oluşmadan bir kurtuluş yolu olarak önemli bir kurumdur. Bu nedenle bu kurumda yaşanan gelişmeleri mali suçlarla ilgilenenlerin yakından takip etmesinde yarar vardır.



Kaynak: Bumin Doğrusoz / Ekonomim.com